Şairin dediği gibi, “Dünyayı sevgi kurtaracaktı…”
Ama biz, o sevgiyi son yıllarda çocuklarımızın cebine koymayı unuttuk.
Bazen bir ülkenin en derin yarası, bir sınıfın kapısında açılır. Bir öğretmen yere düştüğünde, aslında bir toplum, dizlerinin üzerine çöker. İstanbul’da Fatma Nur Çelik öğretmenimizin öldürülmesi, yalnızca bir insanın hayatının söndürülmesi değil; hepimizin içindeki bir ışığın kararmasıdır.
Bir öğretmenin sessizliği, bir ülkenin vicdanında yankılanır. Ve o yankı bugün kulaklarımızı sağır edecek kadar güçlü!
Bugün bir öğretmenin elinden düşen o tebeşir, yalnızca bir kireç parçası değildir.
O ses, bir sınıfın içinden yükselen çığlıktır.
Bir medeniyet iddiasının yere çakılışıdır.
Nezaketin, vicdanın, saygının kırılmasıdır.
Mürekkep kâğıda değil toprağa sızdı.
Kelam sustu.
Lügat, en ağır kelimesini omuzladı: İhmal!
Çünkü bu olay bir gazete sayfasının üçüncü sütununda kuruyup gidecek sıradan bir asayiş vakası değildir.
Bu, aileden başlayan bir çözülmenin; öğretmeni bilginin taşıyıcısı değil de öfkenin hedefi gören bir zihniyetin kanlı tezahürüdür.
Bu olay sıradan bir “adli vaka” değildir. Bu, toplumun eğitimle kurduğu ilişkinin geldiği son noktadır.
Bir çocuk bir öğretmeni öldürüyorsa, orada sadece bir bireysel suç yoktur.
Orada yıllardır görmezden gelinen birikmiş öfke, ihmal edilmiş ruh sağlığı, yalnız bırakılmış öğretmenler ve eğitimi yalnızca sınavdan ibaret gören bir sistem vardır.
Bir öğretmenin ölümü, yalnızca bir insanın ölümü değildir.
O sınıftaki tüm çocukların gökyüzünün kararmasıdır.
Bir çocuğun, öğretmene bakışının değişmesidir.
Bir toplumun vicdanındaki bir çatlağın genişlemesidir.
Ve daha acısı…
Biz hem çocuklarımızı hem öğretmenlerimizi kaybediyoruz!
Bir çocuk şiddetin eşiğine geliyorsa; Bir öğretmen aşiyanında yara alıyorsa,
Orada uzun süre duyulmayan çığlıklar,
ertelenmiş müdahaleler,
ciddiye alınmamış cümleler vardır!
Çocuk, karakteri okulda kazanmaz.
Kişilik gelişimi, evde, ailede başlar, okulda şekillenir.
Aile, çocuğa öfkeyi nasıl yöneteceğini öğretmezse;
okul bunu tek başına yapamaz.
Toplum şiddeti normalleştirirse;
çocuk bunu model alır.
Ve öğretmen…
Öğretmen, çoğu zaman sınıfta yalnızdır.
Ve unutmayalım eğitim, sadece dört duvar arasında öğretmenin omzuna yüklenecek bir yük değildir. Aile, çocuğun ruhunun ilk şantiyesidir. Eğer bir anne ve baba, çocuğunun kalbine, emeğe saygı, sevgi, merhamet ve iyi insan olma tohumlarını ekmemişse, okulun yapabileceği tek şey o boşluğa dekor kurmaktır.
Bu nedenle çocuklarımıza önce bir vicdan kazandırmalıyız.
Onlara gerçekten rehber olamazsak, değerler, erdemler yiter.
Sınır koymaktan korkarsak, hayat bir gün acı bir sınır koyar.
Öğretmeni itibarsızlaştıran her dil,
öğretmeni yalnız bırakan her tutum,
öğretmeni sıradanlaştıran her söylem,
bir gün sınıfta can alıcı karşılığını bulur.
Bu ne ilk…
Ve biz değişmezsek ne de son da olacak!
Ve hep aklımızda tutalım;
Üç gün üzülüp susarsak,
alışmış oluruz.
Alışırsak, kaybederiz.
Artık mesele bir meslek meselesi değil.
Bir gelecek meselesidir.
Öğretmeni korumak, yalnızca bir insanı korumak değildir.
Bir toplumun ahlaki zeminini, vicdanını, iradesini korumaktır.
Fatma Nur öğretmenimizin ailesi ve sevenleri başta olmak üzere ülkemize sabır diliyor,
herkesi bu sessiz ama derin çığlığı duymaya davet ediyorum.
Daha çok kalem kırılmasın.
Daha çok bahçıvan, kendi yetiştirdiği fidanının altında can vermesin…
Çünkü bir öğretmenin yere düşen tebeşiri,
yalnızca bir dersin yarım kalması değildir.
Bir toplumun yarım kalmasıdır!
Ve mürekkebin kana karıştığı yerde söz biter daha büyük sorumluluklar başlar.