“Bir toplum önce okumayı bırakır, sonra düşünmeyi…”
Gerçeği söyleyelim.
Çoğumuz okumuyoruz.
Bir yazıyı sonuna kadar okumadan fikir sahibi oluyoruz.
Haberi kaynağını bilmeden paylaşıyoruz.
Bir cümleyle bir insan harcıyoruz.
Son okuduğun kitabın adı ne?
Gerçekten bitirdin mi?
Bir haberi en son ne zaman iki farklı kaynaktan kontrol ettin?
Büyük ihtimalle hatırlamıyorsun!
Çünkü hız çağındayız.
Ama hız, derinlik değildir.
Derinlik, sığ olmamak demektir!
Başlık okuyoruz, içerik okumuyoruz.
Video izliyoruz, kritize edemiyoruz.
Yorum yapıyoruz, düşünmüyoruz.
Sonra da “Neden bu haldeyiz?” diye soruyoruz.
Uluslararası araştırma sonuçları eğitim-öğretimin kalitesiyle ilgili ölçümlerde düşüş gösteriyor.
PISA sonuçları ortada.
OECD’nin 15 yaş grubunu ölçtüğü son araştırmalarda okuma becerileri geriliyor.
Birçok ülkede gençler uzun metinleri anlamakta zorlanıyor.
Türkiye’de de tablo parlak değil. Hatta ortalamanın bile altındayız.
Yani PISA sonuçları bize şunu söylüyor: Çocuklarımız okuyabiliyor ama anlamakta zorlanıyor.
Bir paragrafın ana fikrini bile çıkaramayan bir nesil büyüyor.
Bu onların suçu değil!
Evde kitap yoksa,
anne baba okumuyorsa,
çocuk neden okusun?
Bugün çocuk en çok neye bakıyor?
Ekrana!
En çok kimden/neden etkileniyor?
Ekranda izlediği içerikten.
Birçok evde çocukla en uzun iletişimi artık ekranlar kuruyor.
Gün içinde, saatlerce ekran karşısında kalan bir çocuk;
dili de, değerleri de, bakış açısını da orada gördüklerinden öğreniyor.
Ekran, sadece eğlendirmiyor.
Şekillendiriyor da.
Ve biz çoğu zaman bunun farkında bile değiliz.
Okumayan insan düşünmez.
Düşünmeyen insan sorgulamaz.
Sorgulamayan insan kolay yönlendirilir.
Burada önemli bir fark var:
Her duyulana tepki vermek başka, düşünerek tavır almak başka.
Sadece tepki veren toplumlar bağırır ama çözüm üretmez.
Refleksle hareket eder ama analiz yapamaz.
Ve üstelik bunu da ne yazık ki fark bile edemez.
Dünyada savaşlar sürüyor.
Açlık büyüyor.
Adaletsizlik derinleşiyor.
Ama biz üç kelimelik gündemlerle günlerce kavga edebiliyoruz.
Neden?
Çünkü zihnimiz büyük meselelerle uğraşacak kadar sabırlı ve yeterli değil artık.
Kısa içeriklere alıştık.
Hızlı tüketime alıştık.
Yüzeysel bilgiye alıştık.
Oysa okumak bir direniştir.
Düşünmek bir özgürlüktür.
Sorgulamak bir güçtür.
Zihin boş kalırsa biri mutlaka doldurur.
Ve dolduran her zaman en doğruyu söylemez.
Kendi doğrusunu söyler!
Belki gerçekten köprüden önce son çıkıştayız.
Çocuklarımız bir sayfalık metni anlamakta zorlanıyorsa,
biz uzun yazıları okumadan geçiyorsak,
artık mesele teknoloji değil.
Mesele irade.
Denemesi çok kolay.
Şimdi buraya bir not düşüyorum. Hem de kalın puntolarla:
Yazıyı buraya kadar okuyanlar yorumlara lütfen “Okudum” yazsın.
Kaç kişinin yazdığını daha doğrusu okuduğunu gelin birlikte görelim.
Umarım ben yanılırım!
Anlayacağınız:
Ya şimdi duracağız, bakıp doğru yöne doğru evrileceğiz
Ya da yönümüzü başkaları belirleyecek.
Çıkış hâlâ var.
Ama uzun süre açık kalmayabilir.
Unutmayın: Gelecek, sıcak savaşla değil, düşünmeyen zihinlerle kaybedilir!