1 Mayıs sadece bir bayram değil. Geçmişte kazanılan hakların, bugün hâlâ fark edilmeyen emeğin ve sessizleşmiş yorgunlukların hatırlatıldığı bir gündür!
Sabahın erken saatlerinde yola çıkan insanlar vardır. Aynı durakta bekleyen, aynı otobüse binen, çoğu zaman birbirine bakmadan geçen… Ama farkında olmadıkları bir şey vardır; aslında hepsi aynı şeyi taşır: görünmeyen bir yükü…
Bugün 1 Mayıs.
Her yıl benzer cümleler kuruyoruz. “Emek kutsaldır.” diyoruz, “İşçi bayramı kutlu olsun!” diyoruz. Ama bütün bu sözlerin ortasında, çoğu zaman dile getirmediğimiz, söylemlerimizi lafta bırakan bir gerçek duruyor:
Emek hâlâ görünmüyor.
Çünkü görmek, sadece bakmak değildir.
Bu gerçeği anlamak için biraz geçmişe dönmek gerekiyor:
1800’lerin sonu… Sanayi hızla büyürken, fabrikalarda çalışan insanlar günde 14-16 saat mesai yapıyordu. Gün ışığını görmeden girilen, gece fark edilmeden çıkılan hayatlar… Yorgunluk değil, tükenmişlik hâkim olduğu yıllar…
Ve dayanılması zor bir noktada insanlar şunu söyledi: “Biz sadece çalışmak değil, yaşamak istiyoruz!”
Sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat yaşam talebi böyle doğdu.
1 Mayıs 1886’da, Chicago sokakları bu talep için doldu. Binlerce işçi greve gitti. Günler süren protestoların ardından, Haymarket Olayı patlak verdi. Bir bomba, ardından silah sesleri… Ölenler, yaralananlar ve suçlu ilan edilip idam edilen işçi liderleri…
O gün sadece bir gösteri bastırılmadı.
İnsan gibi yaşamak istemenin bile bedel gerektirdiği ortaya çıktı.
Bugün geldiğimiz noktada bazı şeyler değişti. Çalışma saatleri düzenlendi, haklar tanımlandı. Ama değişmeyen bir şey var:
Emek hâlâ görünmüyor.
Artık kimse 14 saat fabrikada çalışmıyor olabilir. Ama birçok insan günün hiçbir anında zihnini kapatamıyor. İş eve taşınıyor, sorumluluklar sınır tanımıyor. Yorgunluk artık sadece bedensel değil; zihinsel ve duygusal bir yük olarak birikiyor.
Üstelik bu durum giderek normalleşiyor.
“Yoğun olmak” bir övünç ifadesine dönüşürken, dinlenmek çoğu zaman ertelenen bir ihtiyaç haline geliyor. Oysa geçmişte verilen mücadelenin özü tam da buydu: İnsan gibi yaşayabilmek.
Ama bugün başka bir gerçek daha var:
Çünkü artık her şey çok hızlı üretiliyor, çok hızlı tüketiliyor… ve bu hız, emeğin değerini sessizce siliyor.
Bir metin yazılıyor, birkaç saniyede geçiliyor. Bir emek ortaya konuyor, birkaç dakika içinde unutuluyor. İnsanlar sadece üretmeye değil, sürekli yeniden üretmeye zorlanıyor. Çünkü durduğun anda görünmez oluyorsun.
Bu hızın içinde emek varlığını sürdürüyor ama değeri aynı hızla eriyor.
Bu yüzden bugün sormamız gereken soru değişiyor:
Görünmeyen emeği gerçekten fark ediyor muyuz?
Çünkü emek yalnızca ağır işlerde değildir. Bir sınıfta sabırla anlatılan derste, bir evde sessizce sürdürülen sorumlulukta, bir hastanın başında geçirilen uykusuz gecede, hatta bir cümlenin doğru olması için defalarca silinip yazılmasında da emek vardır.
Ama en çok çaba harcanan yerler, çoğu zaman en az görülen yerlerdir.
Ve bu görünmezlik, zamanla değersizleşmeye dönüşür.
1 Mayıs bu yüzden sadece bir bayram değildir.
Bir hatırlatma günüdür.
Bir sorgulama anıdır.
Çünkü geçmişte insanlar görünmek için seslerini yükseltmek zorundaydı.
Bugün ise görünür kalabilmek için sürekli üretmek zorunda.
Ve belki de bu yüzden, değişen dünyaya rağmen değişmeyen bir gerçek var:
Emek hâlâ görünmüyor.
Emeğin değerinin bilindiği günlere…
Tüm emekçilerin günü kutlu olsun…